Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ahmet YILDIRIM
sevdam0179@hotmail.com
POPÜLER KÜLTÜRÜN KISKACINDA AİLE OLMAK
25 Ocak 2012 arşamba Saat 17:33

134

Küreselleşmenin tek tip oluşturma gayreti insanla başlamış, fakat insanla sınırlı kalmamış bir vakıadır. Yaşadığımız coğrafyalarda da görüldüğü üzere insanla başlayan tek tipleştirmenin şuan sirayet etmediği neredeyse hiçbir alanın kalmadığını üzülerek görmekteyiz. İnsanın, sözcüklerin, kelimelerin, eşyanın, değerlerin, geleneklerin, kültürlerin vb. tek tipleştiğini belli noktalarda erozyona uğradığına şahit olmaktayız. İnsanın zihninin boşaltılması, robotik hale dönüştürülmesi, monoton bir yaşama kürek çekmesi, değerleri ile aralarına mesafelerin konulmasını sağlama küreselleşmenin verdiği en büyük zararlardandır. Sorgulamayan, araştırmayan, olayları ve olguları akıl süzgecinden geçirmeyen, hikmet ve ferasetle arasının açık olduğu, kendi kültürel değerlerinden koparılmış bir tip oluşturmak küreselleşmenin yegâna amacıdır.

Endüstri zihniyetinin bizlere dayatmış olduğu popüler kültürden bizler de fazlasıyla nasipleniyoruz. Tüketme kaygısıyla hareket eden popüler kültür tüm insanları bir çizgiye çekme amacında olduğunu üzülerek görmekteyiz. Bu bağlamda amacına ulaşmak için gözden çıkarmayacağı, tüketmeyeceği hiçbir şey yoktur. Malı tüket, parayı tüket, zamanı tüket, sağlığı tüket, insanı tüket, değerleri tüket, gelenekleri tüket, kültürü tüket, aileyi tüket, ahlakı tüket, duyguları tüket vb. kendisine karşı koyabilecek her türden unsuru tükettiren bir sistemle karşı karşıyayız. Buradaki tüketmek kavramını terk etmek veya harcamak olarak da değerlendirebiliriz. Tüketerek veya terk ederek muasır medeniyet seviyesine ulaşma ve özgürleşme gayreti… Sömür ve tüket. Önce aşağıla, kompleks (Karmaşık) oluştur ve düşünceni empoze et. Kendi kültürüne, değerlerine sırt çeviren savunmasız bireyi tüketerek giydir ve doyur.

Herkes (Kadın- Erkek) pantolon, gömlek giyecek, (Mümkünse aynı model ve aynı renk ve kot olsun), herkes bulaşık, çamaşır makinesi kullanacak, herkesin televizyonu ve pcısı, laptopu, notebooku ve bir mail ve face adresi olacaktır. Cep telefonu kullanmayan kimse kalmamalıdır.  Herkesin arabası ve evi olacak. Herkes gerçek yaşayıp sanal takılacak. Tam da Bruce Willis Suretler filmindeki gibi. Yeryüzünün tüm çocukları bir gün gelecek cips yiyecekler, kola içecekler! Herkes aynı şeyleri yiyecek, aynı şeyleri düşünecek ve herkes aynı yaşayacak, aynı olacaktır. Temel yiyeceği bulgur olan toplumumun gençliğine Burgur Kingler, Mc Donaldslar kurularak içeriği meçhul ham-burger yedirilecektir. Yerel yemekler Fast food arasına sarıp yenilecektir. Önce tembelleşecek, obez olacak sonra kilolarından kurtulmak için bin türlü sıkıntı çekecek. Yedirirken soy, zayıflatırken soy. Sürekli ihtiyaç olarak önüne konulanı gidermek için çabalayan, fakat asla geliri ve gideri arasındaki dengeyi sağlayamayan modern insan tipi oluşturulacaktır.   Direnebilecek her türlü alternatif yaşam şekilleri hissettirilmeden imha edilecektir. Adana’nın sivri burun, yumurta topuk ayakkabı, şalvar giyen ve sekiz köşe kasket takan ağır insanları modern yaşama entegre edilmelidir. Şanlıurfa’nın, Adıyaman’ın şalvara kemer takan, hangi ilçeye ait olduklarını bağlama şekillerinden anladığımız yamşah takan yağız delikanlılarına ve kızlarına taktıklarının çirkin olduğu kabullendirilecek (Haşa) modern olmaları öğütlenecektir. Antep’in, Kilis’in, Hatay’ın büyük bir keyifle dinlediğimiz dil zenginliğimiz olan yerel ağızları, lehçeleri tek bir dilaltında toparlanıp sadeleştirilmiş olacaktır. Her evin bir porselen yemek takımı, oturma takımı, üzerinde yemek yiyebileceği bir masası olmalıdır.

135

Yazımıza biraz ironi katalım. Popüler kültürün el atmadığı, ilgisini çekmeyen hiçbir alan yok. Her alana, her topluma, her aileye, her bireye, her düşünceye, her fikre, her ideolojiye müdahil oluyor, girdiği alanları modern çağa uyarlıyor, görevini yapma şuuru ve gönül huzuruyla nazar boncuğunu takıp çıkıyor.

Geçenlerde yürürken çocukların ellerinden yerel oyuncaklarını almış, çağa uygun şiddet içerikli oyuncaklar verdiğini gördüm. Hem çocuklarımızı çağdaş bir zihni yapıda büyütmeliyiz. Haklılık payı vardır, efendim neden geri kalsın ki yaşıtlarından. Bundan böyle çocuklarım gazoz kapaklarını düzeltip onlarla oynamayacak, yerine emeksiz zahmetsiz popüler kültürün takdim ettiği tasolar kullanacaklardır. Aynı şekilde el becerilerimizi geliştiren telden yaptığımız arabaların yerini daha çağdaş, daha kullanılışlı oyuncak arabalar aldı.

Tüm bir haftayı yoğun bir tempoda ve hafta sonu ailemle kahvaltı yapma hayali kurarak geçirdim. Şöyle sıcacık, henüz dumanı üzerinde pide ekmeğin üzerine sürülmüş tereyağının tadını kim beğenmez. Oğluma hadi oğlum yan fırından 3 tane sıcak ekmek al dedim, ama nafile oğlum sanki büyülenmiş gibiydi ekran başında. Büyük bir ciddiyetle kayyu adlı bir çizgi film izliyordu. Derken bir kez daha seslendim, duymadı bile. Allah’tan Kayyu’nun da babasıyla fırından ekmek almaya gittiği sahneyi izledi de; “baba fırından beraber ekmek alabilir miyiz” deyince kaktık beraber ekmek ihtiyacımızı giderdik. Kayyu’yu seviyorum, hatta aileden bir birey olarak görüyorum, çünkü çocuklarımın gelişiminde bize yardımcı oluyor, sağ olsun. Ne de olsa babası Danılt Amca, Himen vb çizgi filmlerle büyüyüştür. Kayyu bunların yanında nur nimet. Evet, evet biz Kayyu’yu çok seviyoruz.

Kızım kendi elinin emeği olan bez bebekle oynamıyor artık, onu küçümseyerek yerine kendine model alabileceği sindy tarzı bebekleri tercih ediyor. Onun gibi giyiniyor, onun gibi taranıyor, ona özeniyor. Geçenlerde annesine “ Anne ben güzel miyim,  2015 yılı güzellik yarışmasına katılsam kazanabilir miyim? Ama babam ne der acaba. Okulda arkadaşlarım sindi kadar güzelsin diyorlar. Bu güzelliğimi herkese göstermek istiyorum, benimle gurur duymanızı istiyorum.” Ne diyeyim efendim; güzelliği doğru. Hem bu yaşlarda psikologlarımız çocuğumuzun düşüncelerine saygı göstermemizi, onlarla arkadaş gibi olmamızı istiyorlar. Haliyle ilerde evden kaçıp kendi kafasından işler yapacağına, kontrolüm altında güzellik yarışmasına katılması daha makul. Hem bakarsınız derece yaparsa bu makus talihimizi de yenmiş oluruz.  Veyahut kimi ajansların dikkatini çekerse bazı reklam filmlerinde rol alarak hiç olmaz ise kendi yaşamını kurtarır. Yer yer kendimi de Popüler Kültürün etkisinde kaldığımı hissediyor,  korkuyorum.

  136

Mahallemin çocukları bile değişti; artık horozlu, elmalı, pamuklu, renga renk şekerler yemiyorlar. Bin bir emekle suyunu sıktığım, saatlerce kaynattığım doğal pekmezimizin yüzüne bakan çocuk bulamıyorum, zira ekmeğe sürülen çikolata dedikleri zekâ geliştiren şeyler yiyorlarmış. Çocuklarımın geleceğinden endişeliyim, çünkü geçenlerde baba tereyağı inekten mi sağılıyor, nasıl oluyor diye sordular? Korkuyorum, çünkü çocuklarım ekmeğin hammaddesi olan buğdayın ağaçta yetiştiğini, Mc danolds’da yediği chickenin, pardon (ama pardon da yabancıydı değil?) affedersiniz tavuğun yüksek dağlarda avlanan, eti lezzetli uçan bir kuş olduğunu sanıyorlar. İçtikleri sütü hala Alp’lerden (bu dağ abi yoksa bildiğimiz ALP değil) sağılan ineklerin sütü olduğunu sanıyorlar. Bizde Alplere gidelim diyorlar. Geçenlerde size dedemin bana anlattığı bir masalı anlatayım dedim; baba biz bilgisayarla uyuyoruz dediler. Neymiş efendim rüyalarında bilgisayarın kendilerine masal anlatacaklarına inanıyorlarmış.  Dediğim gibi korkuyorum.

Popüler Kültür eşimi de kafaya aldı. Eşime avrat diyorum kızıyor, karı diyorum çıldırıyor, kadın diyorum kırılıyor. Hanım diyorum demode diyor. Sultan diyorum ben hükümdar mıyım bu doğu saplantın nereden geliyor diyor?  Neyse kraliçede karar kıldık. Artık kraliçem, hayatım, canım, aşkım, sevgilim diyorum. Mutluluktan uçuyoruz. Geçenlerde evliliğimizin 10. yılını lüks resteurantta, mum ışığında, bir yemek eşliğinde kutladık; baş başa. Gecenin sonunda kendisine 2-3 maaşımın ederinde bir tek taş hediye ettim, ayakları yerden kesildi. Efendim korkmayın sevinçten, sevinçten. Efendim aramızda kalsın dün bana “Kültürlü bir bayanın en az 3 saat kadın programlarını takip etmesi gerektiğini” söylemesi beni çok korkuttu. Gerçi uzun zamandır şüpheleniyordum, popüler kültürün eşimi kafaya aldığına dair. Önce mutfaktaki 40 yıllık nenemden kalan bakır eşyaları atarak gösterdi belirtisini. Sonra illa da porselen yemek takımı isterim diye tutturmaz mı? Elim ayağım boşaldı. Eyvah dedim. Tamam, alacağım, ama en pahalısı olacak diye tutturmaz mı? Aldık efendim, hem de 12 ay taksitle. Eşim günde 3–4 saat televizyon karşısında yeni vizyonunu oluşturmak için çalışıyor. Bundan dolayı o teknoloji artığı televizyonu cüzi bir fiyata eskiciye sattık, yerine eşime 111 ekran plazma aldım. Ödemesi mi, ama dostlarım plazmayı Ağustos 2011 tarihinde aldım; ödemesi 2012’nin Şubat’ında başlayacak hem de 12 taaksite. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Her gün 2 saatimi eşimin televizyondan (özür plazma, plazma) edindiği bilgileri dinleyerek geçiriyorum. Her konuda bilgileniyor; sağlık, kültür, sanat, yemek, evlenilecek adayda bulunması gereken özellikler, kaynana nasıl çatlatılır vs… Gündüz saat 15 civarında başlayıp saat 18–19’da biten yemek programları sayesinde yeni yemeklerle tanışma fırsatı buluyorum. Yemekler iyide, bir sıkıntım var. Eşim dün yemek programındaki kadının üzerindeki elbiseden kendisine almamı istemez mi? Merak ediyorsunuzdur, aldım mı diye. Asla ve katta. Onun yerine baskül aldım. Nasıl mı ikna oldu? Arkadaşlarıma söyleyeyim: o elbiseyi giyen bayanın sıfır beden olduğunu söyledim, hâlbuki kendisinin ise 100 70 120 olduğunu söyledim ve vazgeçti. Elbiseden vazgeçti, fakat her akşam beynimi kemiriyor, hangi doktorun diyetini uygulayayım diye. Bir dilim ekmek yiyor, bir damla su içiyor; hemen bas-güle çıkıyor. Gülmek nerede dostlar, kim kaybetmiş ki ben bulayım. Gün boyu 2 gram vereceğim diye boğazını tutuyor akşam benden çok yemek yiyor; sonra neden hala kilo alıyorum diye dert yanıyor. Tabii bunları yüzüne söyleyecek kadar cesur değilim, zira yukarıda ifade ettiğim gibi eşimim fiziksel özellikleri beni ürkütüyor.

137

Gülsün, mutlu olsun, eve bir huzur neşe gelsin, boş zamanı artırsın, kültürlü olsun, sıcak bir yuvam olsun diye; kendisine bulaşık makinesi, koltuk takımı, (özür salon takımı) plazma, klima, dvd, laptop, internet, elektrikli süpürge vb. aldım. Kaloriferli bir eve çıktık. Mutfakta koku olmasın diye aspiratör bile aldım. Olmadı hakim bey, affedersiniz dostlarım olmadı. Üstelik daha kötü oldu. Anlamadınız değil mi? Şöyle; eşim gün boyu bu eşyaların tozunu alıyor, yerleri siliyor, süpürüyor, her gün camlarımızı siliyor, haftada bir perdelerimizi yıkıyor ve bütün bunlar için envai çeşit deterjan kullanıyor. Öyle ki bu deterjanlar yüzünden ne psikolojisi kaldı ne de sağlığı. Anlamadınız tabii. Yaw geçen gün şöyle yeni aldığım koltuk takımına oturup, kitaplar arasında entelektüel bir gezinti yapayım dedim. Demez olaydım. Tam oturuyordum ki oturma diye yüksek voulle bir vaveyla koptu. Bir an dehşete kapıldım, hatırladığım sadece tekbir getirip çocuklarımla kapıya doğru yöneldiğimdi. Fakat işin esası başkaymış; meğer eşim koltukların tozunu yeni almış, en pahalı deterjanla silmiş temizlemiş; bana da bunca emeğime rağmen nasıl bunların üzerine oturacaksın, burası misafir odası, adı üstünde misafirler için demez mi? Nereye oturayım dedim; bana sandalyeyi gösterdi, temizlemesi kolaymış. Gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum? Ama Onun da haklı olduğuna inanıyorum. Ben olsam bende aynı tepkiyi verirdim. Bunca emekten sonra… Ne huzurumuz kaldı, ne mutluluk… Evin içinde ne yapsam kabahat oluyor artık. Oraya oturma, buraya girme (Misafir odası ya), şuna karışma afakanlar bastı efendim. Psikolojisinin bozulması önemli fakat bizlerde de psikoloji bırakmadı. Öyle ki her şeye bağıran, hırçınlaşan, öfkenin her tür dozunu barındıran bir ruh haline büründü. Eve girerken geriliyorum, acaba bugün beni ne bekliyor diye.    

Bir yerde yanlışlık yaptığımı düşünüyorum fakat ne olduğunu hala çıkarabilmiş değilim. Anlamadım Kur’an’ı Kerim mi dediniz? Dostlarım benim ve ailemin mübarek kitabımıza sonsuz hürmeti vardır. Cenazelerimizde, çocuklarımızın sınavına yakın zamanlarda hep okuruz. Hatta en son dedemin cenaze töreninde Yasin’i! okumuştuk altı kardeş, her birimize bir sayfa. Bununla birlikte yeğenimin üniversite sınavından 4444 tane salâtı terficiye (yoksa tefriciye miydi?) duası bile okuduk. En çok ben okumuştum. Biz Mübarek Kitabımızı evimizin en yüksek yerinde, baş üstünde tutarız. Dikkat ederseniz Mübarek ve Kitabın M ve K harflerini büyük yazdım. Varın hürmetimizi siz anlayın. Hem söz konusu korkularımla kitabımızın ne alakası var? Bağlantıyı kuramadım, özür dilerim. Küreselleşme ve Mübarek Kitabımız…

Dostlar sizde halden anlamıyorsunuz; az bir biraz dertleşeyim dedim hemen işi Mübarek Kitabımıza getirdiniz. Bu modern çağda, küreselleşmenin saldırılarına karşı Kitabımızı kalkan yapmanızı şiddetle kınıyorum, bu işlerin dinle ne alakası var efendim. Lütfen ciddiyet. Bir çaresi var, olmalı. Sanırım buldum; yaşasın komünsel yaşantı. Dostlarım olabildiğince ailemle popüler kültüre karşı yaptığım mücadelemi anlatmaya çabaladım. Bizde durum bu, ya sizde durum nasıl? Tüm kankilerimi, dostlarımı selamlıyorum.

   

Bu yaz toplam 337 defa okundu.
dilek öztürk
hayat boşluk kabul etmiyor
sayın ahmet bey makalenizi çok beğendim.Modern dünyanın kanayan bir yarasını dile getirmişsiniz.Gaiiba hayat boşluk kabul etmiyor. Çocuklarımıza doğru kimlik veremezsek popiler kültürün onları ve bizleri etkilemesi çok normal.
27 Ocak 2012 Cuma Saat 13:31
Köşe Yazıları
Necmettin ÇALIŞKAN
BİTMEYEN ACI; ERİTRE
Mustafa HAFİF
A'RAF SÜRESİ 27-35
Selim DEMİRLİ
MÜSLÜMAN VE HEDEF
Meltem KURTOĞLU
Ammar ibni Yâsir (RA)
Selami ÇEKİÇ
Farklı Hayat 125
Dilek ÖZTÜRK
ANNELER GÜNÜ
Remziye GÜNEY
Dur Düşün 107
Ahmet YILDIRIM
RABBENA
Nevzat LALELİ MİLLİ GENÇLİKLE
TÜRKİYE GÜCÜNÜN FARKINDA MI?
NEVZAT LALELİ "YUVAMIZ"
NEYE NASIL İNANIRIZ